Gündemden hemen hiç bir zaman düşmeyen bir konu var: Ufolar ve uzaylılar..
Ne zamandır bu konuda bir yazı hazırlamak ve gerçeği örten perdeleri
aralamak ve aldanmanın ve uyutulmanın boyutlarına dikkat çekmek
istiyordum. Son zamanlarda eğitim ve sınavlar hep gündemde olması bu
konuyu tehire sebep oldu Nasip bugüne imiş.
Hayat sahip olması itibariyle “karınca koskoca küreden ağırdır”
sözlerini çok duymuşuzdur. Yeryüzünün her köşesinde, yer altında
kutuplarda bedenimizde enva-ı türlü canlı yaşaması ve en namüsait
şartlarda bile o şartlara uygun hayat sahibinin var olması gösteriyor
ki, Kainat denen muhteşem ülkenin diğer şehirleri hükmündeki gök
sistemlerinin hayatlı ve şuurlu varlıklarla doludur. Oraların
sakinlerden hali ve boş olduğunu düşünmek abes olur. Düşünün ki muhteşem
binalar yapıyorsunuz içinde kimseyi barındırmıyorsunuz. Galiba
yürüttüğümüz yanlış mantık, örneğin oralarda biz yaşayamıyorsak o halde
başkası da yaşayamaz düşüncesinden kaynaklanıyor. Suda, kutuplarda,
sıcak çöllerde daha bize göre anormal ortamlarda yaşamaya müsait organ
ve mekanizmalar geliştiren bu alemin sahibinin oraları molekülsel ve
hücresel olmayan, örneğin enerji-ışın türü, uygun canlı ve akıllı
varlıklarla dolu olamaz mı?
Günümüzde astronomi büyük rağbet gören bir bilim dalı ve herhangi bir
gecede teleskobuyla gözlem yapan amatörlerin sayısı onbinleri buluyor.
Profesyonel astronomlar da evrenin bilinmezlerini araştırırken sabaha
kadar ayakta kalıyorlar. Atmosfer dışında gözlem yapan Hubble uzay
teleskobu gibi nice farklı uzay spektroskopi aletleri ile gökyüzünün her
noktası karış karış inceleniyor. Bu son teknolojideki araçların
onbinlerce astronomun bütün gece gözlemledikleri gökyüzünde
göremedikleri UFO’ları şehirdeki evinin balkonundan gördüğünü idda
edenlere ne demeli?!
Bir kısım insanlar gerçekten bir takım objeler görüyor olabilir mi? Ya
da gördükleri görme yanılması mı? Başından UFO hadisesi geçenler
incelendiğinde genelde zengin hayal muhayyilesine sahip hassas kişiler
çıkması ilginç. Ya da medyum özelliği taşıyan psikolojik yapısı hassas
veyahut da duru görü sahibi insanların Ufolarla temas kurması aklımıza
şöyle bir soru getiriyor: Acaba bu “uzaylılar” neden bilim adamı ve
araştırmacı insanlardan uzak duruyorlar?”
UZAYLILAR VE CİNLER
Hangi din ve kültürden olursa olsun insanoğluna çeşitli şekillerde
kendini belli eden ve kendinden sürekli söz ettiren görünmeyen varlıklar
olmuştur.. Kimi toplum bunlara “hayalet” kimisi “ruh,” “peri” vs;
isimler takmışlar. Kur’an-ı Kerim bu tür “enerji-ışın türü insan
benzeri varlıkların “cin” adı verildiğini görüyoruz. Eskiden beri var
olan kâhinler ve medyumların cinlerle “irtibat” kurabilen onları
değişik hizmetlerde kullanabilen (yada tersine cinlerin
kullandığı/işlettiği) kişiler olduğunu söyleyebiliriz..
İnsanların bilinmeyene karşı yoğun ilgisinden dolayı cinleri ve
parapsikolojik hadiseleri konu eden kitapların neşrinde hayli bir artış
var. Bu kitapları yazanlar içinde meselâ Müslüman cinlerle irtibatlı
olduklarını söyleyen medyumlar da bulunuyor. Onlara göre bütün Ufo görme
hadiseleri cinlerin oyunundan başka birşey değil. Cinler insanları
kandırmak ve eğlenmek istiyorlar işte hepsi bu!”
Ufo bir masal mı bir hakikat mı? Konuyu pozitif deneylerle ele almaya
çalışanlar, ihtiyatı elden bırakmamakla birlikte, peşin hükümlü ve ön
yargılı olmamanın gayreti içindeler. Çünkü geçen zaman bize, beş duyu
ile tesbit edemediğimiz pek çok şeyin var olduğunu gösterdi ve
geliştirdiğimiz teknolojilerle, dün ‘yok’ dediğimiz sayısız nesneye
bugün ‘var’ demek mecburiyetinde bıraktı. Bir takım paranormal olayları
incelemek için ilgili araştırmalar çeşitli bilimsel metotlarla araştırma
merkezlerince ele alınmaya çalışılmaktadır. Meselâ uzaylı diye kendini
tanıtan görüntülerin fotoğraflarının aldındığına dair kayıtlara
rastlıyoruz. Spirtüalistlerin masasına gelen ve kendilerini ‘ruh’ diye
tanıtan vizyonların da. Bazı kayıtlarda bu görüntülerin bazı
spektroskopik incelemelerin yapılabildiği anlatılmaktadır. İlginçtir
ki, her iki tür üzerindeki incelemeler aynı sonuca götürmektedir.
Spirtüalistlerin masasına gelen ‘sözde ruh’larla bu ‘sözde uzaylı’ların
polaroid filmleri, kırmızı ötesi (infrared) ve normal ışınlara dayalı
spektrum analizleri aynı sonuçları vermektedir. Eğer bu konulara meraklı
iseniz ilgili kayıt ve kitaplara ulaşmak sizin için zor olmayacaktır.
Eğer bu kayıtlar doğruysa bu şu anlama geliyor: Uzaylılar bir şeyse
spürtüalistlerin masasına kendine ruh süsü vererek gelenler ve
tanıtanlarla aynı şey olmaktadır. Bu iki ayrı “kaynağın”
spürtüalistlerce alındığı iddia edilen mesajlarını incelediğimizde
bu iki ayrı kaynağın verdiği mesajlarda da büyük benzerlikler var. Bu
sonuçlar her iki kaynağın aynı olduğu sonucuna götürüyor.
ENERJİ İNSANLAR YADA AKILLI ENERJİLER: CİNLER
Kur’an-ı Kerim’de cinlerin dumansız ateşten yaratıldığı haber verilir.
“Dumansız ateş” tabiri meçhulün malumla ifade edilmesi ise, çağdaş
fiziğin verileriyle düşündüğümüzde, bugün için bu kelimenin
“enerji-ışın-dalga” benzeri kavramları ifade ettiği söylenebilir.
Meselâ ışınların bir türü olan mikrodalgalar yemeklerimizi onunla
pişirdiğimiz bir tür dumanı ve isi olmayan ateşten başka bir şey değil.
Bir de henüz sırrını keşfedemediğimiz “biyonerji” türü var. Cinlere,
madde âleminde görüntü ve tesirler ve değişik şekillerde görünebilme
yetkisi verilmiş olabilir. Tıpkı görünmez TV dalgalarının TV ekranına
görüntü ve ses hâlinde gelmesi gibi… Zihninizde her türlü hayali
zorlanmadan kolayca kurarsınız. Lazer hologramı görüntüsünü düşünelim.
Böyle bir görüntü aslında bir ışık gösterisidir ve aynı zamanda
magnetiktir. Bir görüntü oluşturabiliyorsunuz ve sonra da mıknatıs
akımlarını demir tozlarıyla görünür yapabiliyorsunuz.. Bir tür “kıvamlı
köpük” elde etmiş oluyorsunuz. Bu köpükle iyi resmedilmiş bir organı,
bir çiçeği üç boyutlu olarak boşlukta gösterebiliyorsunuz.
EKTOPLAZMA VE TEMESSÜL
Dinî literatürde yer alan “temessül” terimi bir varlığın herhangi bir
keyfiyette misalinin ortaya çıkmasını ifade eder. Güneş maddî olduğu
halde, sayısız yerde görünmekte, yani temessül etmektedir.. Görüntüsü
yanında hem ışığı ile hem de ısısı ile aynalarda hazır bulunmaktadır.
Güneş için ayna bir temessül aracı.. Demek ki temessülde, ayna
vazifesini görecek bir aracı gerekiyor. Tasavvuf kitaplarında ruhların
“köpük gibi cesetlenir” ifadesi ile karşılaşınca medyumlardan çıkan ve
“ektoplazma” denen seyyal buhar misali enerjiyi hatırladım. Bu
“ektoplazmanın” bir hologram gibi şekillenmesini ve resimlenebilmesini
düşündüm. Böylelikle bir medyumun ağzından ve burnundan ‘perisperi’
denen bir salgı, dışplazma (Ektoplazma) olarak dışarıda bir “görünmez
varlık hologramı” bulabilir.
Ektoplazma ile ilgili şu bilgiler kayıtlı: Maddî varlığı olan fakat
başlangıçta buhar gibi görünmez şekilde iken çeşitli yoğunlaşma
şartlarında sıvılaşır ve katılaşır. Bu madde üzerinde ayrıntılı çalışma
yapanlardan birisi Alman bilim adamı Prof. Boron Schrenk Notzing.
Teleplazma adını verdiği ektoplazmayı medyumun rızası ile deney tüpüne
alarak bazı deneysel çalışmalar yapmayı başarabilmiş. Notzinge göre,
ektoplazma, insan vücudunun organik yapısıyla benzer olan macunumsu veya
buharımsı, ince titreşimli maddeler topluluğudur. Medyumlar tarafından
oluşturulup, bedenin doğal deliklerinden salgılanabilir. Sadece derin
transa giren medyumlar değil, başka kaynaklarca meselâ hayvanlarca da
oluşturulabilir. Geley isimli bir başka bilim adamı “Clair Voyance and
Materyalization” adlı kitabında ektoplazma konusunda detaylı bilgi
verir. Medyumun derin trans hâlinde “hayat enerjisini” harcamasına
karşılık gelen ektoplazmanın bir tür enerji gibi davrandığını söyler.
Hatta elektrik yükü ve ışık olarak âdeta canlı lamba gibi parlar ve
kendini gösterir der.
Ektoplazma ile bu bilgilerle karşılaşınca, “ışıklı ufo görüntüleri”ni
hatırlayıverdim. Bedensiz varlığın fizikî âlemde görünmesi için
ektoplazma bir temessül vasıtası mı? Kısacası şunu demek istiyorum.
Fizik ötesi şuurlu varlıklar kendilerini bir halogram gibi ortaya
koyabilirler. Ölüp gitmiş yüce insanlarla karşılaşma haberlerini
sıkça duyarız. Bu görünme olayları da bu açıklanana temele mi
dayanıyor? Kendi bilimimizi kuramadığımızdan (taklitte kaldığımızdan)
metafizik temelli araştırmaların haberlerini de ne yazıkki Batılı
kaynaklardan alıyoruz. Bu konuların ilmi temellerinin kurulması için
bağımsız araştırma merkezlerine sahip olmamız, ve buralarda bilimin son
verileri ışığında araştırılmalar yapılmasına ne kadar ihtiyaç var
değil mi?
İNSAN BEYNİNİN SIRLARI
Ünlü fizyolog ve nörolog Hughlings Jackson, cesur ve öncü çalışmalarıyla
beynin zihinsel sistemlerinin sinirler aracılığıyla organizmaya
seslendiğini ortaya koyuyordu. Zihin denilen o süper soyut hadise,
beynin iki yarıküresi arasındaki uyum aracılığıyla sinir sistemini
sesleniyor ve beş duyu işlemeye başlıyordu. Bu idrak mekanizması, birçok
parapsikolojik olayda beş duyunun aracılığını gerektirmeksizin de
başarılı oluyordu. Böylece beynin işlevleri, çözümlendikçe, bilim
adamlarının karşısına daha büyük bilinmeyenler dikildi. İnsan, beyninin
çok az bir kısmını kullanabiliyordu. Gerisi bir boşluk ve kullanmaya
kullanmaya körelen ya da uyuşan, fakat zaman zaman ortaya çıkan bazı
normalötesi ruhsal hallerin sorumlusu olabiliyordu. Beyinle ilgili
geliştirilen teorilerden birisine göre, beynin sempatik sistem ve
parasempatik sistem görevi üstlenmiş iki yarıküresi vardır, Birisi
deneysel, pozitif ve mantıkî olanı yapar, problemleri çözer, öğrenir ve
ezberler. Diğeri ise tersine, sanatsal ve görsel olaylarda uzmandır..
Mekanik ve katı değildir. Güzelliklerin hakkını verebilir. Takdir eder,
lezzet alır. Özellikle uyanıkken parelel çalışan bu ikisi, uykuda
yalnızca görsel merkezleri uyanık tutar. İkinci teori, maddenin çok
yoğun bir enerji olmasına bağlı olarak, enerjinin türlü biçimlerde açığa
çıkabilmesi olayıdır. Diğer bir deyişle, bir masanın kendi kendine
yürümesi, bir telepatik mesajın iletilmesi, normalötesi türlü
açıklanamaz olaylar, bu enerjinin beyni de bir kumanda aleti gibi
kullandığı biçiminde ikinci teoriyi oluşturuyor. Enerjinin insan bilinci
içinde canlı bir güç olması pekâlâ mümkündür.
Beyin dalgaları ile sayısız deneyler yapıldı. Görüldü ki, ses ve ışık
normal bir insan üzerinde zihinsel ve fiziksel rahatsızlıklara yol
açabilir.. Örneğin saniyede 8-12 ışık titreşimi, beynin alfa
dalgalarının frekansına yakın bulunuyor. Bu titreşime maruz bırakılan
insanlar son derece şiddetli reaksiyonlarda bulunur. Kollar, bacaklar
sıçrar, kendini kaybeder. Kafa hafifler, şuursuz hâle gelir.
Cinler bu ışın dalgalarını kullanmayı biliyor ve insanlar üzerinde
deniyorlarsa o zaman UFO raporlarında sözü edilen geçici felç
olaylarının nedenini açıklamak mümkün olur.. Ufolarla karşılaştığını
söyleyen bir çok kişinin tarif ettiği belli araçlarla yanıp sönen ışık
demeti, beynin basit ritmik dalgalarını bozacak sonuçta hipnoz ve
kuruntu ya da her ikisi birlikte ortaya çıkacaktır.
Araştırmacılar, dış dünyanın, maddenin varlığına gerek olmadan beyinde
sanal bir dünya oluşturulabileceğini de birçok kez ispatladılar. Yapay
uyarılarla bir dünya oluşturulabileceği gerçeğine verilebilecek en iyi
örneklerden birisi herhalde hipnoz tekniği olsa gerek.. Bilindiği gibi
hipnozda, hipnotize edilen kişiye bir dizi telkin yapılır ve bu kişinin,
gerçeğinden ayırt edilemeyecek derecede inandırıcı birtakım olaylar
yaşaması sağlanır. Bu nedenle cin denen, göze görünmeyen, elle
tutulamayan şuurlu varlıklar çeşitli fikirler ve değerlerle yaklaşarak,
insanları hükümleri altına alabilirler.. Bilhassa hassasiyeti ve hayal
gücü yüksek insanları hayallerini etkileyerek çeşitli imajlar
oluşturacaklardır; ve icap ederse de onların vehmini tahrik ederek,
olmayan şeyleri varmış gibi göstermek suretiyle korkularını harekete
geçireceklerdir. Bu yolla tasarruf altına alıp, kolayca hükmetmeye
başlayacaklardır.
SPİRTUALİSTLERİN YAPMAK İSTEDİĞİNE DİKKAT!
Spiritualizmi kendilerine rehber edinenlerden bir grubun iddia ettiği
fikirler New Age (Yeni Çağ) adıyla adeta yeni bir din hüviyetinde
yeryüzünde yayılmaktadır. Bu grup, uzak doğu (Hint-Çin) inanç
sistemlerindeki mistizm ve esrarını Batı kültürü ile birleştirerek
öğretilerine bilimsellik havası katarlar. Size “Transandantal
Meditasyon” yapıldığında kan biyokimyanızın, beyin dalgalarınızın,
kaslarınızdaki stresin değişeceğini anlatırlar. Transandantal Meditasyon
ve Sidha tekniklerini uyguladığınızda doğayı nasıl etkileyeceğiniz,
levitasyon yapacağınız (yerden yükseleceğiniz), görünmez olacağınız,
duvarlardan geçebileceğiniz, kendi hayatınızda önemli değişiklikler
yapabileceğiniz telkin edilir. Öldükten sonra hayatın devam ettiği,
ancak ruhun tekamülünü tamamlamak için başka birinin bedeniyle tekrar
dünyaya geldiği inancı (reenkarnasyon) telkin edilir.
Yeni Çağ dininin mensupları, uzak planetlerdeki (gezegen) rablerinden
uzaylılar yoluyla mesajlar aladursunlar, taptıkları ve kendilerini
yönlendirenin aslında şeytanî cinler olduğunu bilemeyeceklerdir. Asıl
kimliklerini gizleyen cinler, medyumlar yoluyla telkinlerini o kadar
ileri götürürler ki kendilerini uçan dairelerle kandırdıkları insanlara,
kâh ulu ruh, kâh uzaylı dostlar, hatta sonunda Allah olarak kabul
ettirmeye başlarlar..
Spiritizm Türkiye’de, 1940’lı yıllardan itibaren başladı. Halk arasında
“ispirtizma” denilen cinlerle görüşme olayı, esas olarak Dr. Bedri
Ruhselman tarafından yaygın hâle getirildi. Esasen, konuyu Türkiye’de
güncelleştiren, eski Gayret Kütüphanesi sahibi Garbis Fikri’ olmuştu.
Fikri, basmış olduğu Spiritiualizm Ruh Ansiklopedisi” isimli eserin
takdiminde şöyle diyor: “Bundan 37 sene evvel memleketimizde ilk olarak
cinlerle muhabere; ispirtizm-fakirizim-manyetizm namında iki ciltlik bir
kitap ve spiritizm isminde 15 fasiküllük bir mecmua neşrederek, bu
mevzuda o vakit büyük bir cereyan uyandırmıştım.” Evet, Türkiye’de işte
bu şekilde başlayan bir ruhlarla görüşme modası çıkmış oluyordu. Ancak
ne var ki, Garbis Fikri’nin de belirttiği gibi, bu olay ilk zamanında
“Cinlerle muhabere” diye bilinmesine rağmen; zaman içinde işin bu yanı
tamamıyla kapatılmış ve önce: “Ruhlarla Görüşme” Daha sonra da uzay
çalışmalarının yoğunlaştığı 1960’lardan başlanarak “Uzaylılarla görüşme”
şeklinde insanlara kabul ettirilmeye çalışılmıştır.
Cinler yapılarının da kendilerine verdiği avantaj dolayısıyla, çeşitli
şekillerde insanlarla bağlantı kurmakta ve çoğu zaman da bu bağlantı
sonunda onları kendilerine tâbi hâle getirmektedirler!.... Çoğunlukla
insanlarla eğlenen, alay eden, aldatan, olmadık hayâller peşinde
koşturan cinlerin inançsız kesimi insanlara hükmetmekten zevk
almaktadır. Şeytanın elinde görünmez ve ciddî bir alet olarak aldatılmış
cinler, kendilerini aldattıkları şeylerle insanları da aldatmaya
çalışmaktadırlar. Kur`ân-ı Kerim’in ...”Ey cin topluluğu, insanların
ekseriyetini hükmünüz altına aldınız!..” (6/128) hitabı da onların tesir
dairelerinin ne denli geniş olduğunun açık işareti değil mi? Enerji
dünyasının bilinçli sakinleri olan cinleri ve şeytanları kabul
etmedikçe, birer “akıllı enerji” olan cinlerin, disk şeklindeki “uçan
fincanları” garip uzaylı silüetleri ile bizden daha gelişmiş diğer
medeniyet ve dünyaların varlığı masalları sürecek ve bu masallar bu işin
“gönüllü misyonerlerince” bir inanç sistemi şeklinde sunularak insanlar
aldatılmaya devam edilecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder